Rusya basınında geçen hafta: ‘O gidince ne olacağı tam bir bilinmezlik’

Hazal Yalın

Haftanın seçkisi dört yazıdan oluşuyor. İlki, geçen hafta da bir önceki yorumunu çevirdiğim, Kommersant’ın radyosu “Ъ FM” kıdemli yorumcusu Dmitriy Drize’nin Türkiye’de yaklaşan seçimlerle ilgili sözleri. Kommersant önemli bir gazete, “Ъ FM” de önemli bir radyo; üstelik Kommersant’ın radyonun bant dökümünü sütunlarına taşıması çok rastlanan bir uygulama değil. Drize bir kez daha, muhalefetin bilinmezliğinin yarattığı endişeyi vurguluyor.

Rusya’nın yeni dış siyaset belgesini epey uzun bir dizi yazı ile yorumlamış ve orada, “müttefiklik ilişkisinin ileride, mesela Abhazya veya Transdinyester gibi ülkeleri de kapsayabileceğini” belirtmiştim. Svobodnaya Pressa da aynı görüşte; şu şartla ki, bütün diğer vasıtalar tükendikten sonra.

İnterfaks, Rusya’nın hububat anlaşmasını uzatmak için getirdiği 5 şartı yazıyor. Aslında anlaşma mart ayında uzatıldığında, bunun son olduğu yeterince açıktı; keza uzatma için şartlar da defalarca belirtilmişti. Lavrov-Çavuşoğlu görüşmesinde mesele gene gündeme geldi ve belli ki görüşmeler bir sonuç vermedi; bu aynı zamanda Rusya’nın hükümete destek için anlaşmayı uzattığını ilan edeceği iddiasını da çürütmüş oldu.

Son yazı, geçtiğimiz ay Moskova’da yapılan Afrika-Rusya konferansıyla ilgili. Yazı, “Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri Gazetesi” altbaşlığıyla yayınlanan Krasnaya Zvezda’da çıktı. Rusya’nın Afrika gündemi, sadece Rusya’nın dış siyasetinde bir açılım değil, aynı zamanda doğrudan Sovyet geçmişini hatırlattığı ve dahası ona dayandığı için ideolojik etkileri de olan küresel bir gündem. Daha önce farklı yerlerde durmuştum bunun üzerinde; belli bir altüst oluş potansiyeli taşıyor, dikkatle takip etmek gerek.

‘O gidince ne olacağı tam bir bilinmezlik’

Vladimir Putin yakın zamanda, kesin olarak söylemek gerekirse cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar Türkiye ziyaretinde bulunmayacak. Erdoğan da oy verme gününe kadar Rusya’ya gelmeyecek. Akkuyu nükleer santralinin yakıt yüklemesine gelince, Rusya başkanının katılması hâlâ mümkün, ama online olarak.

Türkiye liderinin gündemi başka; seçimleri kazanması gerekiyor. Anketler muhalefetin belli şansı olduğunu gösteriyor, zafer de farklı türden olur, diyelim ki rakibine büyük bir fark atarak kesin bir zafer veya mesela iki turda. O zaman siyaseti değiştirmek, uzlaşmalara gitmek gerekir.

Erdoğan’ın rakipleri öncelikle ülke içindeki durumun stabilizasyonunu en önemli görevleri olarak görüyorlar. Kozları, mevcut liderin eski Osmanlı ihtişamına, Türk usulü dizleri üzerinde doğrulmaya kendini fazla kaptırmış olması; sıradan halka, onun endişelerine ve özlemlerine gelince, mevcut lider tamamen unutmuş değil ama bunu tali saymış gibi, yani küresel meseleler çözülürken yemeği, marketlerdeki fiyatları düşünmeye vakti yok.

Neticede sosyal mesele denen şeyin biraz boşlandığı ortaya çıktı. Türk seçmeni ise, görüyorsunuz ya, her zaman aynı fikirde değil. Başka birçok halk gibi bu seçmen de az çok düzgün yaşamak istiyor, öncelikle zaten pek de belirgin olmayan genel devlet görevlerini değil kendini düşünüyor. Ama ne yapacaksın, siyasetçilerin seçim zamanlarında bazen bütün bunları da hesaba katması, sıradan yurttaşların isteklerini şu ya da bu derecede karşılaması gerekiyor.

Peki ya Rusya? Olay şu: Amerika kendiyle meşgulken, bizi rahatsız etmezken, her şey yolunda. Ama Türkiye meselesinde başka türlü. Erdoğan’la uzlaşmaya varırsın, varmazsın, neyse; ama o gidince ne olacağı tam bir bilinmezlik. Ve bazen daha da kötüsü: karşında apaçık düşmanın olsun, ama bildiğin, incelediğin düşmanın olsun. (D. Drize / Kommersant, 11 Nisan)

‘Bütün diğer yollar kapanırsa Rusya Transdinyester’i tanıyabilir’

Rusya 30 yıl boyunca Transdinyester’i de jure desteklese de de facto tanımadı. Tabii, batıyla kavga etmek istemiyordu. Herhalde Transdinyester’in tanınması, ona bir saldırı halinde, yani Güney Osetya senaryosunun tekrarında mümkün olabilirdi. Gerilimin tırmanmasına rağmen henüz böyle bir şey yok.

Transdinyester ile ortak sınırımız yok, aramızda Ukrayna var. Ukrayna’nın, özellikle de Odessa oblastinin geleceği soru işareti olsa bile özel askeri harekât şartlarında Transdinyester Moldova Cumhuriyeti (PMR) ile bağın nasıl kurulacağı belirsiz. …

Stratejik Kalkınma Fonu Uzman Heyeti Başkanı siyaset bilimci İgor Şatrov şöyle diyor:

“Söze, 17 Eylül 2006’da PMR’de bir referandum olduğuyla başlayalım. PMR halkı iki soruya cevap verdi: ‘PMR’nin bağımsızlık çizgisini ve Transdinyester’in ileride Rusya Federasyonu’na serbest katılımını destekliyor musunuz?’ ve ‘PMR’nin ileride Moldova Cumhuriyeti bünyesine katılmasıyla bağımsızlıktan vazgeçmesini mümkün görüyor musunuz?’ Bilindiği gibi ilk soruya Transdinyesterlilerin yüzde 97,1’i evet, yüzde 2,3’ü hayır; ikinci soruya ise PMR yurttaşlarının yüzde 3,4’ü olumlu, yüzde 94,6’sı olumsuz cevap verdi. … PMR’nin yarım milyonluk nüfusunun neredeyse yarısının Rusya pasaportu taşıdığını da hatırlarsak, pek çok Transdinyesterlinin sadece mantalite değil de jure olarak da yurttaşlarımız oldukları anlaşılır. Rusya devleti onları savunmakla yükümlüdür. …

Rusya PMR’yi tanıyabilir ve bunu kuvvet yoluyla sağlayabilir mi? Bence bu mümkün ve devletimizin dış siyaset konseptiyle çelişmez. Ama, dediğim gibi, ancak bir son tedbir, nihai adım olarak ve krizden çıkışın bütün diğer yolları tükendikten sonra. Korkarım ki bu durumda askeri eylemler sadece PMR topraklarında kalmaz, Moldova toprakları dışında kalamaz.” … (V. Bukarskiy, İ. Şatrov / Svobodnaya Pressa, 12 Nisan)

‘Hububat anlaşmasının uzatılmasının 5 şartı’

Rusya Dışişleri Bakanlığı, hububat anlaşmasının 18 Mayıs’tan sonra beş “sistemsel” problemde ilerleme olmazsa uzatılmayacağını açıkladı.

Açıklamada şöyle deniyor:

“Tutumumuzu teyit ediyoruz: eğer 5 ‘sistemsel’ problemin çözülmesine yönelik bir gelişme olmazsa 18 Mayıs’tan sonra ‘Karadeniz inisiyatifinin’ daha da uzatılması hakkında konuşulması mümkün değildir. Bu problemler: Rosselhozbank’ın SWIFT sistemine dahil edilmesi; tarım makineleri, yedek parça ve servis hizmeti tedarikine yeniden başlanması; sigorta ve reasürans sınırlamalarının iptali artı limanlara giriş yasağının kaldırılması; Togliatti-Odessa amonyak boru hattının tekrar faaliyete açılması.”

“Hububat anlaşması” İstanbul’da 22 Temmuz 2022’de bağıtlanmıştı. BM, Rusya, Türkiye ve Ukrayna’nın katılımıyla iki belge imzalanmıştı: üç Ukrayna limanından (Çernomorsk, Odessa ve Yujnıy) hububat ihracatı için koridor açılması, keza Rusya gıda ve gübre ürünlerinin ihracatı önündeki engellerin kaldırılması. İnisiyatifin geçerlilik süresi 2022 Kasım’ında 120 günlüğüne uzatılmıştı. Keza, geçerlilik süresi 18 Mart’ta sona ermiş, ama “hububat anlaşması” 60 gün daha uzatılmıştı.

Rusya dışişlerinin açıklamasında şöyle deniyordu:

“Rusya ve BM’nin yerli tarım ürünleri ihracının normalleştirilmesine yönelik memorandumunun hayata geçirilmesinde ilerleme olmaması nedeniyle Moskova uzatma süresini 60 güne, yani 18 Mayıs’a kadar kısaltma kararı almıştır.” (İnterfaks, 13 Nisan)

‘Afrika Sovyet geçmişinin anılarını saklı tutuyor’

Mart ayında yapılan “Çokkutuplu Dünyada Rusya-Afrika” başlıklı parlamento konferansı… kısmen tarihi bir nitelik taşıyordu. Afrika kıtasındaki ülkelerle en aktif bağlarımızın olduğu ve uzmanlarımızın orada onlarca muhtelif tesiste çalıştıkları Sovyetler Birliği zamanlarında bile Moskova’da kıta devletlerinin ezici çoğunluğunun katıldığı böyle bir uluslararası temsil olmamıştı. Konferansa 40’tan çok devletin temsilcileri katıldı. Özellikle şuna dikkat çekerim: bu, dünyadaki durum özel bir gerginlik gösterdiği bir anda bu gerçekleşti. Ukrayna’daki olayları mümkün olduğunca uzatmaya çalışan batı, aynı zamanda da Rusya’nın uluslararası tecridini sağlamaya çalışıyor. Batının temsilcileri meseleyi sanki gezegendeki ülkelerin çoğu Rusya’yı kınıyormuş gibi göstermeye çalışıyorlar. Ama, birincisi, konferansa katılımcıların sayısı bile kendi başına yeterli. İkincisi, bunlar eski sömürgeci metropollerin tehdit, şantaj ve provokasyonlarına teslim olmadılar ve Rusya Federasyonu ile fiilen dayanışmalarını ifade ettiler. …

Rusya yeni yüzyılda Afrika’ya dönüşünü ilan etti. Ve bu dönüş kıtada geniş bir destek buldu. Şaşırtıcı da olsa Afrika orada okullar, elektrik santralleri, hastaneler inşa ettiğimiz, yeni yararlı mineral madenlerinin geliştirilmesine yardımcı olduğumuz, uzmanları eğittiğimiz Sovyet geçmişimizin ilişkilerine dair anılarını bugüne kadar saklı tutmuşlar… Bu iyi işler halkların tarihi belleğinden uçup gitmemiş.

Günümüzde Afrikalılar, Rusya’nın onlara egemenliklerini güçlendirmelerinde, başka dış oyuncuların bağımlısı durumuna düşmemelerinde yardıma hazır olduğunu gördüler. …

Kıta henüz tamamen incelenmemiş olan devasa doğal kaynaklarıyla, bir buçuk milyarlık nüfusuyla bugün özel bir önem taşıyor. Büyük bir hızla gelişiyor, muhtelif emtia için çok güçlü, ödeme yeterliliğine sahip bir pazar haline geliyor. …

Rusya bir büyük güç olarak kenarda kalamaz. Üstelik de ülkemizin Afrika’da çok iyi bir itibarı var. Bizim sömürgeci geçmişimiz yok, biz hiçbir zaman doğal kaynakların yağmalanmasıyla uğraşmadık. Vladimir Putin’in demin andığım konferansta söylediği gibi, Afrika halklarının kahramanca bağımsızlık mücadelesi zamanlarından beri herkes, Sovyetler Birliği’nin Afrika halklarına sömürgeciliğe, ırkçılığa ve apartheide karşı ne kadar önemli bir destekte bulunduğunu, pek çok ülkeye egemenliklerini kazanmalarında ve savunmalarında nasıl yardım ettiğini, savunma kapasitelerinin güçlendirilmesinde, milli ekonomilerin temellerinin atılmasında, kadroların hazırlanmasında devamlı bir destek sunduğunu biliyor. … (V. Tetyokin / Krasnaya Zvezda, 14 Nisan)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir